Kaderin Koruyucuları: 6. Bölüm

Dumbledore, öğretmenler odasında topladığı öğretmenlerine incelercesine baktı. Hepsinin yüzünde bariz bir merak ve endişe vardı. Daha okulun ikinci gününde kıyametler kopmuştu ve bu hiç hayra alamet değildi. Bu kadar beklemenin yeterli olduğunu düşünerek güçlü bir sesle konuşmaya başladı.

“Niye toplandığımızı biliyorsunuz.”

Odada onaylayan mırıltılar duyuldu.

“Okul açılalı henüz iki gün olmuşken böyle şeylerin yaşanması normal değil tabi. Olayların sorumlusunun kim olduğuna dair bir sürü tahminim var; ama hiçbiri kesin değil. Bu yüzden şimdilik size söylemiyorum.”

“Saldırılar Potter’a yönelik, değil mi Albus?” Soruyu soran McGonagall’dı. Çerçeveli gözlüklerinin arkasındaki keskin gözleri endişe doluydu. Dumbledore cevap vermeden önce bir an düşündü.

“Korkarım bu sefer sadece ona yönelik değil.”

Snape kaşlarını çattı. Harry Potter’ın başının belada olması doğaldı, son beş yılda birçok örneğini görmüşlerdi. Onun yanında bulunan öğrencilerin de zarar gördüğü olmuştu; ama onun dışında kimse doğrudan hedef olmamıştı.

“Başka kim?”

Dumbledore bir resmi salladı ve görebilmeleri için masaya koydu.

“Bu sabaha kadar bende iki resim vardı. Biri gördüğünüz gibi Arthur Cruz’un resmi, diğeri ise kardeşi Eva Cruz’un. Miss Cruz’un resmi yok, kaybettiğimi sanmıyorum o kadar bunamadım henüz. Biri almış olmalı.”

McGonagall kaşlarını çattı. “Yani bu sefer iki kişinin başı belada.”

Dumbledore başıyla onayladı. Tılsım öğretmeni Profesör Flitwick tiz sesiyle konuştu. “Harry’e ne olmuş peki?”

Dumbledore cevap vermeden önce bir saniyeliğine Victoria’ya baktı. “Ruhu alınmak istenmiş.”

Sözleri odada bomba gibi bir etki yaratırken öğretmenler şaşkınlıkla ona bakıyorlardı. Böyle bir şeyin nasıl olabileceğini kafalarında tartıyor gibiydiler. Dumbledore onlara hak verdi. Daha önce çok şeyle karşılaşmışlardı; ama hiçbiri bunun gibi değildi. Harry hep hedef olmuştu evet; ama ruhunun alınması, bu bambaşka bir şeydi.

Odada asılı kalan rahatsız edici sessizliği bozmak için hafifçe öksürdü. “Eva ve Harry’e dikkat etmemiz gerekiyor. Gece devriyeleri devam edecek hatta biraz daha çoğaltabiliriz. Şimdilik bu kadar, toplantı bitmiştir.”

Öğretmenler kafalarını sallayarak kabul ettiklerini bildirdiler ve kalkarak şölenin yapılacağı büyük salona gitmek için dışarı çıktılar. Son olarak McGonagall’ın çıkmasıyla kapı kapandı ve geriye sadece üç kişi kaldı.

Victoria ve Severus ayağa kalkmış Dumbledore’un yanına gelmişlerdi. Dumbledore ne söyleyeceklerini tahmin edebiliyordu, hafifçe iç çekti.

“Ne düşündüğünüzü biliyorum.”

Victoria kısık bir sesle konuştu. Başka kimse duymasın istiyor gibiydi. “Olabilir mi Dumbledore?”

Dumbledore bir elini kadının omzuna koydu. “Umutlanmayın Victoria. Yeniden üzülmenizi istemem.”

________________________________________________________________________________

Eva tabağındaki mantar soslu tavuğu yiyerek okulu ve öğrencilerini anlatan Draco’yu dinliyordu. Dumbledore şöleni sonunda yapabilmekten ötürü mutlu olduğunu ifade etmiş ve yemeği başlatmıştı. Bütün masalardan neşeli sesler yükseliyordu, Gryffindor masası hariç. Çünkü Harry henüz gelmemişti ve bu durum onları tedirgin ediyordu.

Granger gözüne takılınca iksirden sonra Draco’nun söyledikleri aklına geldi ve bardağına uzanırken sordu.

“Bugün ‘Sonunda Granger’ı alt edecek biri çıktı,’ derken ne demek istemiştin?”

Draco yüzünü buruşturdu. Belli ki Hermione’yi sevmiyordu.

“Granger son beş senedir okul birincisi. Her derste mutlaka eli kalkıyor ve puan üstüne puan alıyor. Sonunda ona rakip birinin çıkması ve bu kişinin bizim binamızdan olması güzel.”

Eva nazikçe gülümsedi ve Granger’a bir bakış attı. Hala üzgün görünüyordu. Yanında oturan kızıl saçlı kız ona bir şeyler anlatıyordu. Yemeğine geri dönerken Arthur Draco’ya bir soru sordu.

“Seçmeler ne zaman olur?”

Eva kaşlarını kaldırdı. “Ne seçmesi?”

Pansy eliyle oğlanları gösterdi. “Quidditch seçmeleri.”

Draco Pansy’nin elinin hareketini taklit ederek onu işaret etti. “Quidditch’i sevmiyor da.”

“Oynamayı sevmiyorum sadece.”

Draco omuz silkerek Arthur’a döndü. “Cumartesi öğleden sonra yapacağız. Katılacak mısın seçmelere?”

“Katılırım.” Başıyla kardeşini işaret etti. “Eva da katılır.”

Pansy hayretle ona baktı. “Quidditch oynar mısın?”

Eva başını salladı. Oynardı, hem de nasıl oynardı. Kovalayıcıydı ve geçen sene sezonun en çok sayı yapan oyuncusu seçilmişti. Pansy’nin inanmayan bakışlarını görünce gülümsedi. “Sen de beni izlersin ve süpürge üzerinde güzel görünmemi sağlarsın.”

Pansy gülerek “Tamam,” dedi.

Eva tabağına biraz patates koyarken büyük salonun kapısında bir hareketlilik gözüne çarptı. Göz ucuyla baktığında Harry’nin içeri girdiğini gördü. Kendisinden başka kimse görmemişti henüz. Başıyla kapıyı işaret edince çevresinde oturanlar da o tarafa baktılar.

“HARRY!”

Hermione’nin çığlığı salonda yankılandı ve herkesin bakmasına sebep oldu. Slytherin öğrencileri umursamadan yemeklerine devam ederken Ravenclaw ve Hufflepuff masaları Harry’e geçmiş olsun diyorlardı. Gryffindorlar ise arkadaşlarını karşılamak için ayaklanmışlardı.

Hermione’nin sevinç çığlıkları salonda yankılanırken Eva dikkatle Harry’i inceledi. Biraz bitkin gibiydi; ama iyi görünüyordu. Bugün olanlar düşünülürse bu kadar çabuk toparlanması iyi bir şeydi. Acaba gölge nereye gitmişti? Gölgenin etrafını sardığı an aklına geldiğinde elinde olmadan ürperdi. Arthur bunu fark etmişti, endişeyle sordu.

“İyi misin?”

Eva gülümseyerek başını salladı. “İyiyim.” Elini kapıya doğru salladı. “Bir anda esti sanki. Hissetmedin mi?”

“Hayır.”

Eva omuz silkerek yemeğine geri dönerken kendine hayret ediyordu. Ne kadar kolay yalan söylemişti. Ne zamandan beri böyleydi?

________________________________________________________________________________

Victoria çatalını elinde döndürerek Harry’nin çevresini saran kalabalığa baktı. Harry Hermione’nin elinden tutmuş, yanından ayrılmasından korktuğunu belli edercesine durmadan ona bakıyordu. Gözleri Slytherin masasına kaydı, o masadan kalkan olmamıştı. Öğrenciler umursamazca sohbetlerine devam ediyorlardı.

“Miss Cruz’a mı bakıyorsun?”

Victoria Severus’a döndü. “Hayır, ona bakmıyordum.” Elinde olmadan Eva’yı ararken ekledi. “Ve ona Cruz deme.”

Victoria elinde bir sıcaklık hissedince bakışlarını kucağına indirdi. Kocasının eli güven veren bir şekilde kendi elinin üzerindeydi. Avcunu çevirerek Severus’un elini sarmasına izin verirken üzgün bir ifadeyle içini çekti.

“Af edersin Severus.”

Severus yavaşça elini sıkınca Victoria gülümseyerek ona baktı. Siyah gözlerde anlayış vardı. “Bunu kendine yapma.”

Victoria gözlerine hücum eden yaşlara engel olmaya çalışırken fısıldadı. “Elimde değil, düşünmeden edemiyorum.” Hafifçe kafasını iki yana sallayarak düşüncelerini kovmaya çalıştı. Düşünmek acı veriyor, üzülmesine yol açıyordu. Bunun Severus’u da üzeceğini bildiğinden büyük bir çabayla yemeğine odaklanmaya çalıştı. Düşünmeyecekti, şimdilik.

__________________________________________________________________________________

Harry kendisine geçmiş olsun diyen ve sorular soran kalabalıktan bin bir çabayla kurtulup Hermione’nin yanına oturduğunda alnını ovuyordu. Hermione’nin soru soran bakışlarına elini alnından çekmeden cevap verdi.

“Başım ağrıdı sadece.”

Hermione inanmamış görünüyordu. Harry iç çekti. “Gerçekten Hermione, sadece başım. Yara izim gayet iyi durumda.”

Hermione yavaşça “Peki,” diye mırıldandı; ama bakışlarını ondan çekmemişti. Harry anlayan bir edayla başını salladı. Bu bakışı çok iyi biliyordu, “Açıklama yap,” bakışlarıydı bunlar ve söz konusu kişi Hermione olunca geçiştirmek mümkün olmazdı.

Elini çenesine kaydırıp dirseğini masaya dayadı. Bir an düşündükten sonra madalyon meselesinden başlamaya karar verdi.

“Sabah uyandığımda, Colin sayesinde…” Ron anında homurdanmaya başlarken, yanında oturan Dean gülerek Colin’e bakıyordu. Colin ise mahcup bir şekilde gözlerini tabağına indirmişti. Hermione’nin “Sizi öldürürüm,” diyen bakışlarıyla karşılaşınca ciddileşip Harry’e döndüler.

“Komodinin üzerinde bir madalyon gördüm. Hayır, Hermione kimin koyduğunu bilmiyorum. Yalnızca benim olduğunu biliyordum ve onu almam gerektiğini. Ben de alıp cüppemin cebine koydum. Sabah her şey normaldi, derslere girip çıkarken madalyonu hiç düşünmedim.

Son dersten çıktığımızda birinin adımı söylediğini duydum. Çok umursamadım, herhangi biri olabilir diye düşündüm. Ses adımı sürekli tekrar etmeye başladı. Sonrası çok garipti, iradem elimden alışmış gibiydi. Laflar ağzımdan çıkıyordu; ama onları söyleyen ben değildim.

Size tuvalete gideceğimi söylemiştim, tuvalet yerine Aritmansi sınıfına gittim. Bir şekilde madalyonu elime aldım. Aldığım anda başımın etrafını bir siyahlık kapladı.” Bir an duraksayarak arkadaşlarının söylediklerini sindirmelerini bekledi. “Sonrası garip biraz, içimden bir şeyler çekiliyormuş gibi hissettim. Acı vermiyordu; ama bir şekilde enerjimin tükendiğini hissediyordum. Birden birinin adımı söylediğini duydum ve kafamı çevirmek istedim, o şey de benimle beraber baktı. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, bayıldım sanırım.”

Ron çatalı elinde donakalmıştı, ağzı hafifçe aralıktı. Hermione’nin kaşları çatıktı, bir şey düşünüyor gibiydi. Ron titrek bir sesle sordu.

“Karşı koyamadın mı?”

“Hayır, koyamadım. İrademi tamamen kaybetmiş gibiydim.”

Ron derin bir nefes alarak bardağına buzlu balkabağı duyu doldurdu ve tek dikişte bitirdi. Gözleri korkuyla büyümüştü.

Hermione parmaklarını masaya vurarak Harry’e baktı. “Kimi gördün?” Sesi net ve ölümcüldü. Birilerini öldürecekmiş gibi bakıyordu.

Harry cevap vermeden önce Slytherin masasına baktı, Hermione de gözlerini o tarafa çevirmişti. Hızlıca masayı taradı, aradığı kişiyi bulunca bakışlarını oradan çekti. Ama Hermione bakmaya devam ediyordu, birine odaklanmış gibiydi.

Harry sadece Ron ve Hermione’nin duyabileceği bir şekilde mırıldandı. Başka kimse duysun istemiyordu. “Eva Cruz.”

Hermione işaret verilmiş gibi yerinden fırladığında masaya çarptı ve bardakların devrilmesine neden oldu. Aynı anda Harry, Ginny ve Ron da ayaklandılar. Bu ani hareketlilik tüm salonun sessizleşmesine ve meraklı bakışların onlara dönmesine sebep olmuştu. Hermione bakışlara aldırmadan hızla Slytherin masasına yöneldiğinde Ginny arkasından koştu ve kızı kolundan yakaladı. Kolunu bırakmadan fısıldadı.

“Hermione, ne yaptığını sanıyorsun sen?”

Hermione onu duymamıştı, Slytherin masasına bakıyor ve kolunu çekiştiriyordu. Öfkeyle mırıldandı. “Bırak beni Ginny!”

Ginny kızın kolunu sıkarak kendine çekti. O sırada arkalarından McGonagall’ın sesi duyuldu.

“Miss Granger?”

Hermione yavaşça sesin geldiği yöne döndü. McGonagall ve Snape yanlarına gelmişlerdi. Kolundaki tutuşun gevşediğini hissetti ve kolunu serbest bırakmak için bir hamle yaptı; ama Ginny buna izin vermiyordu.

Yanaklarının kızardığını hissederek mırıldandı.

“Özür dilerim Profesör.”

Snape sinirli bir şekilde ona baktı. “Büyük Salon’da böyle bir rezillik çıkaramazsınız Miss Granger. Gryffindor’dan 10 puan.”

McGonagall bir an Snape’e baktı; ama itiraz etmedi. Bunun yerine Ginny’e dönüp eliyle dışarıyı gösterdi. Hermione Ginny’nin yönlendirişiyle dönüp kapıya yürürken arkasında McGonagall’ın “Sinirleri bozulmuştur Severus,” dediğini duydu.

______________________________________________________________________________

Arthur Hermione’nin çıkıp gitmesini sinirli gözlerle izledi. Sonra Draco’ya döndü ve sordu.

“Derdi ne bunun?”

Draco da aynı sinirli ifadeyle yanıt verdi.

“Granger işte. Herhalde bugün Potter’a olanlardan bizi suçluyordur. Pis bulanık.”

“Hep mi böyle olur?”

Pansy Gryffindor masasına öfkeli gözlerle bakarken cevapladı. “Biz Slytheriniz ya, illa her şeyi bizden bilecekler.”

Pansy, Draco ve Arthur hararetli bir şekilde konuşurlarken Eva Snape ve McGonagall’ın öğretmenler masasına gidişlerini ifadesiz gözlerle izledi. Tüm Slytherin masası aynı konu üzerine konuşuyordu. Gryffindor ve Slytherin öğrencilerinin birbirlerinden pek haz etmedikleri bir gerçekti ve bu durum Hermione’nin davranışını olağan kılıyordu. Yine de tuhaf bir şeyler var gibiydi.

Eva, Hermione’nin Slytherin masasına yönelmesini, kendine yönelik bir durum olarak algılamıştı. Hatta bir ara asasını çekmeyi bile düşünmüştü. Harry olanlardan ötürü kendisini suçlamış olabilir miydi? Ya da belki Hermione öyle düşünmüştü. Hangisi olursa olsun ileriki günlerde Hermione’yle başı belaya girecek gibi görünüyordu.

_______________________________________________________________________________

Hermione zor da olsa kolunu Ginny’den kurtarmayı başarmış, Gryffindor ortak salonuna girebilmeleri için açılan girişi tırmanıyordu. Şömineden yayılan güçlü ışığın aydınlattığı yumuşak kırmızı koltuklardan birine oturdu ve düşünceli bir şekilde ateşi izlemeye koyuldu.

Boş salonda nefes alış verişleri çok rahat duyulabiliyordu. Üzerinde oturduğu kumaşın hareketlenmesinden Ginny’nin yanına oturduğunu anladı; ama o tarafa dönmedi. Sıkıntıyla parmaklarını gür kahverengi saçlarından geçirirken Ginny’nin endişeli sesini duydu.

“Hermione, sen iyi misin?”

Hermione yavaşça kafasını salladı. “İyiyim.”

“Büyük salonda yaptığın neydi peki?” Belli ki “İyiyim,” kelimesi Ginny’i tatmin etmemişti. Kızın sesindeki sabırsız ve meraklı tona rağmen Hermione Ginny’e bakmadan konuşmayı sürdürdü.

“Bugün Harry’e olanlardan Eva Cruz’u sorumlu tutuyorum.”

Ginny bir şaşkınlık nidası koydu.

“Hermione, sen ne dediğinin farkında mısın?”

Hermione hafif bir iç çekişle Harry’nin anlattıklarını kelimesi kelimesine Ginny’e aktardı. Harry sadece kendisiyle Ron’a anlatmış olabilirdi; ama Ginny’nin de bilmesi bir sorun yaratmazdı.

Bitirdiğinde ayağa kalktı ve şöminenin önünde volta atmaya başladı. Cruz’un bunlarla bir ilgisi olabilir miydi gerçekten? O kızda tuhaf bir şeyler vardı. İlk gün Harry’i nasıl kurtarmıştı? Kafasında gözlerine kadar inen bir şapka varken bunu nasıl görmüştü? Bugün Harry’nin yanında ne işi vardı? Başının derde gireceğini nereden anlamıştı? Sıkıntılı bir ses çıkararak Ginny’e döndü. Düşünceli bir ifadeyle kendisine bakıyordu.

“Sence gerçekten ilgisi olabilir mi?”

“Neden olmasın? Bu okulda çok şey gördük Ginny.”

Ginny kafasıyla onayladı ve başka bir soru sordu. “Harry ne düşünüyordur sence?”

Hermione omuz silkti. “Bilmiyorum.”

“Gidip onu buraya getirebilirim.”

“Aslında ne düşündüğünden daha çok geçen gece nasıl uyuyabildiklerini merak ediyorum.”

Ginny kaşlarını çattı. “Bunun da Cruz’la ilgili olduğunu düşünmüyorsun herhalde?”

“Ona yardım eden birileri olabilir.”

“Kim?”

“Bilmiyorum; ama şundan eminim o gece Gryffindor kulesine biri girdi ve madalyonu bıraktı.”

“Bizden biri olmadığı ne malum?”

Hermione durarak kıza baktı. Böyle bir ihtimali düşünmek bile istemiyordu. Hiçbir Gryffindor onlara ihanet etmezdi. Hızlıca kafasını salladı. “Bizden biri değildir.”

Ginny ikna olmamış gözüküyordu. “Her neyse, Cruz hakkında ne yapacaksın?”

Hermione düşünceli bir şekilde gözlerini yatakhanelere çıkan merdivende gezdirdi. Gri, taş basamakları izlemeye devam ederken mırıldandı. “Bir yolunu bulup konuşacağım.” Ginny yapmamasını söylemek için ağzını açtı; ama Hermione elini kaldırarak engel oldu.

“Boşuna konuşma Ginny, vazgeçiremezsin biliyorsun.”

Ginny bir kabulleniş ifadesiyle başını salladı. Sonra yavaşça ayağa kalktı. “Yemeğe geri dönmek ister misin?”

“Hayır; ama istersen sen git. Ben ders çalışacağım. Belki kütüphaneye giderim.”

Ginny kaşlarını çattı. “Kütüphaneye? Bu saatte gidersen Madam Malkin’den azar yersin.”

Hermione gülümsedi. “O beni azarlamaz.”

Ginny de gülümsedi. “O da doğru ya. Neyse o zaman ben gidiyorum.”

Ginny ortak salonun kapısını açıp dışarı çıkarken Hermione onun arkasından baktı. Şişman Hanım’ın portresi girişi tekrar kapattığında seri bir şekilde merdivenlere yöneldi ve hızlı adımlarla basamakları çıkmaya başladı. Yukarı vardığında kızlar yatakhanesine gitmek yerine erkekler yatakhanesine yöneldi. Demir kapıyı iterek içeri girdi.

Erkekler yatakhanesi yuvarlak bir odaydı, oda boyunca yataklar sıralanmıştı. Her yatağın yanında bir komodin ve bavul vardı.

Hızlıca yatakhaneyi tarayarak aradığını bulmaya çalıştı. Üzerinde H.J.P. harfleri bulunan bavul gözüne çarptığında oraya gitti ve eğilerek bavulu açtı. Bir tarafta katlanmış giysiler, diğer tarafta kitaplar vardı. Giysileri kaldırarak sandığın dibini yokladı. Parmakları ipeksi kumaşı bulduğunda zafer kazanmış gibi gülümsedi ve sudan bile hafif olan pelerini nazikçe çekip çıkardı.

Giysileri düzeltip bavulun kapağını geri kapattı ve dışarı çıkarak kısa bir süre önce tırmanmış olduğu merdiveni indi. Görünmezlik pelerinini üzerine geçirip dışarı çıktı.

Öğrenciler yemeklerini yerken zindanlara inebilir ve Slytherin ortak salonunun bulunduğu yere bakabilirdi. Belki parolayı bulma imkânı da olurdu. Eva Cruz’la bugün konuşacaktı, yanında Harry veya Ron yokken, başbaşa.

_______________________________________________________________________________

Eva çatalını tabağına bırakarak yemeğinin bittiğini ilan etti. Hemen hemen tüm öğrenciler yemeklerini bitirmiş, Dumbledore’un iyi geceler demesini bekliyorlardı. Dumbledore ise gülümseyerek yanında oturan Snape ve Victoria ile konuşuyordu.

Birden gülüşü silindi ve yerini ciddi bir ifadeye bıraktı. Victoria da aynı ciddiyetle konuşuyordu. Snape ise pür dikkat onları dinlemekteydi.

Dumbledore masanın üzerinde parmaklarıyla ritim tutarken sordu.

“Yani demek istediğin şey…”

Dumbledore duraksayıp öğrencileri taradı. Lafının devamını getiremeden Victoria anlamış bir şekilde cevap verdi.

“Ruhunu almak istemişler; ama neden başaramadıklarını anlamıyorum. Bir aksaklık olmaması lazımdı.”

Dumbledore düşünceli bir şekilde arkasına yaslandı, mavi gözleri tavanı inceliyordu. Belki de Harry’nin ruhunu almak istememişlerdi, başka bir şey almak istemişlerdi. Kendi kendine mırıldandı. “Peki, bu neyi gösterir?”

“Hala faaliyette olduklarını. Belki de on yıl önce amaçlarına ulaştıklarını.”

Dumbledore yarım ay biçimli gözlüklerinin arkasından kadına baktı. Yüzünde ciddi bir ifade vardı; ama gözlerinde saklamaya çalıştığı heyecanı belli oluyordu. İç çekerek bakışlarını kaçırdı. Ne söylerse söylesin Victoria’nın fikrini değiştiremeyecekti.

Sıkıntılı bir şekilde öğrencilerine baktı. Gözleri Gryffindor masasında oturan Harry’e takılırken çocuğun yemeğinin bitmiş olduğunu fark etti. Öğrencilerin kendisini beklediklerini anlayınca ayağa kalktı ve kocaman bir gülümsemeyle kollarını açtı.

“Eminim hepiniz iyice karınlarınızı doyurdunuz. Şimdi uyku vakti, hepinize iyi geceler.”

Dumbledore sakince yerine oturup diğer yanında oturan McGonagall’a dönerken öğrenciler ayaklandılar ve gruplar halinde salondan çıkmaya başladılar. Bu sırada Victoria Slytherin masasından kalkmış olan öğrenci selinin içinde Eva’yı bulmaya çalışıyordu.

Kızın gülümseyen yüzünü yakalayınca dudaklarının kenarları hafifçe kıvrıldı. Yanında Severus ipeksi sesiyle “Victoria,” deyince o tarafa döndü.

Severus hafifçe eğilerek kadının kulağına yaklaştı ve kimsenin duyamayacağı bir şekilde fısıldadı. “Kıza zihinbend dersi vereceğim.”

Victoria siyah gözlere bakarken kocasının da kendisiyle aynı şeyi düşündüğünü anladı ve tekrar öğrencilere döndü; ama Eva gitmişti. Usulca fısıldadı.

“Ne zaman?”

“Bu akşam.”

Victoria kafasını sallayarak arkasına yaslandı Severus’a gülümsedi.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.